|
Türk-İslâm insanının gerek bu dünyada,
gerek ahirette en iftihar edeceği mevzulardan biri, ezana ve
camilere verdiği önemdir. Ben bu ayrıcalığı özellikle
Avrupa'da çok yakın hissettim. Bizim insanımız, Avrupa'ya
çalışma amacıyla gitmeden önce, özellikle İngiltere ve
Fransa ağırlıklı olmak üzere, bu kıtaya yerleşmiş dört
milyona yakın Müslüman nüfusu vardı. Ama cami sayısı yüz
elliyi bile bulmamıştı. Türk çalışanları Avrupa'ya akın
etmeye başladıktan sonra, bugün Avrupa'da beş bin cami
vardır. Ve gözlerimle şahit olduğum gibi, bunların çoğu
Anadolu'dan gelip başlık parasını tamamlamak üzere çalışan
yürekli mü'minler tarafından yaptırılmıştır. Ben kaç
seferinde, fakır işcinin biriktirdiği üç bin, beş bin markı
tereddütsüzce çıkarıp cami inşası için verdiğini gözlerimle
gördüm.
Elbette ki, Anadolu'da, özellikle
İstanbul'da cami inşası için büyük bir heyecan ve zevk
yaşamaktadır. Her ay minareleri daha da yükselmiş bir yeni
caminin İstanbul siluetine baktığımda, gözyaşlarıyla
seyrediyorum. Camilerin ihyasındaki özel sır, bir ibadet ve
cemaat yeri olmaktan çok ötede derin bir mana taşımaktadır.
Bu mana ezan sırrında billurlaşır.
İnsanların isyanları, günahları,
kentler üzerine manevi bir kasvet bulutu çöker. Bu kasvet
bulutu, kavgaları, günahları, hızla artıran ve toplumun
manasını sonunda öldüren zehirli bir gaza benzer. Bu kuvvet
bulutunun bir kentin içinde yaşayan masum insanları
etkilememesi için tek çare, ezan sesidir. Hani nasıl bir
kent bacalarından çıkan dumanlar nefes alınamaz hale geldiği
zaman bir rüzgâr atmosferi pırıl pırıl yaparsa, bir kent de
ezanlar okunduğu zamanda bu kentin üzerindeki kasvet
bulutları dağılır ve insan gönülden rahatlamaya başlar.
Gönüldeki bu huzur, iki ezan arasındaki yeni isyanların,
yeni günahların intişar etmesiyle yeniden kasvete dönüşür.
Bu kez, ikinci vaktin ezanı yetişir, o kasveti dağıtır.
Taksim'de, Kızılay'da camilerin
yapılması bu yüzden fevkalade önemlidir. Kasvetin en yoğun
ve sevimsiz olduğu bu yörede, insanların gönlünü boğulmaktan
kurtaracak tek çare ezan sesidir.
İsyanların ve günahların gönüllü
yönetmeni şeytan, bu gerçeği çok iyi bildiği için ve her
okunan ezanla emeklerinin boşa gittiğini pek açık seyrettiği
için, ezana ve camiye düşmandır. Elbette ki, kendi
kullandığı ve esir aldığı kişileri cami yapımına ve ezana
isyan ettirmek için elinden geleni yapacaktır. Daha önceki
yazılarımda da belirttiğim gibi, İstanbul, Efendimizin (sav)
iltifatına mazhar olmuş ve yüzlerce velinin planını yaptığı
bir savaştan sonra Hz. Fatih tarafından İslâm sırrına
kavuşturulmuştur. Bunu simgelemek için Akşemseddin
Hazretleri, Rumelihisarı'nın inşası sırasında verdiği
emirle, surların motifinin Muhammed (sav) kelimesini temsil
etmesini istemiş ve öyle olmuştur. Rumelihisarı'na
helikopterden bakarsanız, bu yazıyı açık seçik
görebilirsiniz.
Efendimizin sırrıyla böyle özdeşleşmiş
bir kente, Taksim'de caminin yapılmasına dört tane başıbozuk
laikin karşı çıkması, yukarıda arz ettiğim gibi, şeytanın
soluğunun son çığırtkanlığıdır Bu cami mutlaka yapılacaktır.
Çünkü İstanbul'da yaşayan halkın en az sekiz milyonu bunu
istemektedir. Ve bu cami yapılınca, İstanbul semasının çok
önemli bir yerinde devamlı birikim yapan kara kasvet
bulutlan da ezan takvimi uyarınca yoğunlaşamayacak, gönüller
daha güzel bir nefes alacaktır.
Bilindiği gibi, ezan bir hadisi
kudsidir. Efendimizin gönlüne yansıtılan ilahi bir mesajdır.
Ve bu mesaj hilkatin temel sırrını, müezzinin ağzından
Allah'ın ilanıdır. İşte bu nedenle Allah, ezan sırrını beyan
için sondan bir evvelki satırında, insanları felaha,
mutluluk ve gönül huzuruna çağırmaktadır Ezana karşı
çıkmakla, Allah'a karşı çıkmanın hiçbir farkı yoktur.
Bu yüzden camilere ve ezana karşı
çıkanlara ne ile oynadıklarını, neye karşı savaştıklarını
hatırlatmak istedim. Yoksa, Allah Habibi Kibriyasını mutlu
etmek için Taksim'de mutlaka ezan okutacaktır. Ezan vesilesi
ile okuyucularıma önemli bir hatıramı nakletmek istiyorum.
Amstrong'un aya ayak bastığı zaman naklen yayın yapılırken,
ben televizyon yayınını mürşidimle beraber seyrediyordum.
Bir aralık bana, "Ayda ezan okunuyor, işitiyor musun?" diye
sordu. Ben haşyetle olayı seyrettim, elbette ki ezanı
duymamıştım. Yıllar sonra Amstrong'un bütün konuşmaları,
konferanstan, resmi makamlarca yasaklandı. Ve ne olduğu
belli olmayan biri, "Ben, Amstrong'un sekreteriyim.
Kahire'de böyle konuşma yapmamıştır" diye yalanlamaya
kalktı. Aradan iki sene geçince de, NASA'da çalışan bir
Suriyeli teknisyen, Amstrong'un aydan kaydettiği
konuşmaların bandında bu ezan olayının nakledildiğini ispat
etti.
Ateistler ve Marksistler, inansa da,
inanmasa da, çatlasa da, çatlamasa da, ezan hem gönülleri,
hem toplumları ihya eden ilahi bir bestedir. İstanbul'un
güzelliği, ezan niyazlarının çoğalmasıyla şekillenmiştir.
Kederleri ve dertleri de bu niyazlar çoğaldıkça kalkacaktır.
Fatih devrindeki mü'minlerin huzuruna kavuşacak günlerimiz,
minareleri birbirinden yüksek camilerimizle
gerçekleşecektir. Taksim camii ve Kızılay camii bu millet
için bir onur meselesidir. Daha önemlisi. Kurtuluş
Savaşı'nda ezan için canını veren şehidlere ödenmesi zorunlu
bir borçtur. Bunlara karşı çıkmak şehitlere en büyük hakaret
olduğu gibi, bizzat Kurtuluş Savaşı'nın manasını da
inkârdır.
Ateistler ve Marksistler, hele
kendisini cumhuriyetin savunucusu gibi görenler, önce bu
cumhuriyetin temeline dinamit koymaktan vazgeçsinler. Ve
lütfen şehitlere, "Biz canımızı bunlar için mi verdik?"
dedirtmesinler. |